at last - nihayet,sonunda
He caught the thief at last.
Nihayet hırsızı yakaladı.
He understood at last.
Nihayet anladı.
My friend waited for the nurse and at last she came.
Arkadaşım hemşireyi bekledi ve nihayet o geldi.
Bedava ingilizce, Online ingilizce dersleri,ingilizce ogrenmek, ingilizce dil dersi, ingilizce eğitimleri, ingilizce gramer, ingilizce kelimeler,İngilizce Sözlük, Şarkı Sözleri, ingilizce dilbilgisi,deyimler,diyaloglar, ingilizce gazeteler, şarkı sözleri, düzensiz fiiller, kelime dağarcığı, zaman tabloları, quizler, testler, Free English, Grammar, Reading, proverbs, poems, idioms, riddles,dialogues, newspapers, tips, irregular verbs,tense tables
| 0 yorum
| 0 yorum
| 0 yorum
TV hakkında
What's on tonight?/ TV'de bu akşam ne var.
What's on the other side?/ Diğer kanalda ne var.
It's starting!/ Başlıyoor!
Where's the remote?/ Uzaktan kumanda nerde.
It's a repeat./ Bu tekrar.
This is a load of rubbish./ Bu tam bir saçmalık.
Quiet! I'm trying to watch this./ Sessiz! Şunu izlemeye çalışıyorum.
Are you watching or can I turn over?/ İzliyor musun kapatayım mı?
I've set the VCD player./ VCD'yi açtım.
My programme's on in a minute./ Bir dakika içinde programım başlayacak.
| 0 yorum
Olası görmemek
don't expect they'll win./ Kazanacaklarını ummuyorum.
It's (quite) unlikely they'll win./ Kazanmaları pek olası görünmüyor.
They are not very likely to win./ Kazanacakmış gibi görünmüyorlar.
I shouldn't think they'll win./ Kazanacaklarını düşünmüyorum.
There's not much hope / chance./ Çok ümit / şans yok.
I'd be (very) surprised if they won./ Kazanırlarsa çok şaşırırım.
I wouldn't bet on them winning./ Kazanacakları konusunda bahse girmezdim.
There's no chance of them winning./ Hiç kazanma şansları yok.
There's little likelihood of them winning./ Kazanma ihtimalleri çok zayıf.
It'll never happen in a month of Sundays./ Çıkmaz ayın son çarşambası olabilir.
| 0 yorum
| 0 yorum
to give one's word - söz vermek
I give you my word, I will never come home late again.
Sana söz veriyorum, eve bir daha geç gelmeyeceğim.
He gave his word, so I am depending on him.
Söz verdi, bu sebepten ona güveniyorum.
I can't give you my word, because I'm not sure.
Sana söz veremem, çünkü emin değilim.
| 0 yorum
one by one (two by two...) - birerbirer (ikişer ikişer...)
You can carry these chairs two by two.
Bu sandalyeleri ikişer ikişer taşıyabilirsin.
Bring the boys in one by one.
Çocukları içeriye birer birer getir.
He dropped the letters into the box three bythree.
Mektupları kutuya üçer üçer attı.
You can eat them one by one.
Onları birer birer yiyebilirsin.